Abayı yakmak — Birine gönül vermek, tutulmak.
Abbas yolcu — Yolculuğa çıkan kimse için söylenen bir söz.
Abesle iştigal etmek — Boş ve yararsız işlerle uğraşmak.
Acısını çıkarmak — Uğranılan bir zararı veya sıkıntıyı başka birinden çıkarmaya çalışmak.
Açığa çıkmak — Gizli veya saklı olan bir şey ortaya çıkmak.
Açığa vurmak — Gizli olan bir şeyi ortaya çıkarmak.
Açık kapı bırakmak — Gerektiğinde geri dönülebilecek bir yol bırakmak.
Açık vermek — Eksik veya kusurlu yönü ortaya çıkmak.
Açıkta kalmak — Gidecek, sığınacak veya yararlanacak bir yer bulamamak.
Açlıktan gözü dönmek — Çok acıkmak.
Ağır basmak — Bir konuda üstün gelmek veya daha etkili olmak.
Ağırdan almak — Bir işi yapmakta acele etmemek, yavaş davranmak.
Ağzı açık kalmak — Çok şaşırmak, hayret etmek.
Ağzı var dili yok — Konuşamayan, kendini ifade edemeyen kimse.
Ağzından bal damlamak — Çok tatlı ve güzel konuşmak.
Ağzından kaçırmak — Söylemek istemediği bir şeyi farkında olmadan söylemek.
Ağzından laf almak — Bir kimseyi konuşturarak bilgi edinmek.
Ağzını bıçak açmamak — Üzüntü veya sıkıntı nedeniyle hiç konuşmamak.
Ağzını aramak — Bir kimsenin düşüncesini öğrenmeye çalışmak.
Ağzının tadı kaçmak — Huzuru ve neşesi bozulmak.
Ağzının payını vermek — Gereken cevabı vererek susturmak.
Ağzının suyu akmak — Çok beğenmek veya çok istemek.
Aklı başına gelmek — Yaptığı yanlışın farkına varmak.
Aklı çıkmak — Çok korkmak veya çok endişelenmek.
Aklına koymak — Bir şeyi yapmaya kesin olarak karar vermek.
Aklından çıkarmamak — Bir şeyi sürekli hatırlamak.
Aklından geçirmek — Bir şeyi düşünmek veya yapmayı düşünmek.
Aklını başından almak — Çok şaşırtmak, hayran bırakmak.
Aklını çelmek — Birini kararından vazgeçirmek veya başka bir şeye yöneltmek.
Aklını kaçırmak — Delirmek.
Aklını oynatmak — Akıl sağlığını yitirmek.
Aklını peynir ekmekle yemek — Çok düşüncesizce davranmak.
Al aşağı etmek — Birini bulunduğu makamdan veya yerden uzaklaştırmak.
Alıp başını gitmek — Kimseye haber vermeden veya bakmadan çekip gitmek.
Allah'a ısmarladık — Ayrılırken söylenen iyi dilek sözü.
Allah ne verdiyse — Eldekilerin tamamını veya imkânların elverdiği ölçüde.
Allah vergisi — Doğuştan gelen yetenek veya özellik.
Altından kalkmak — Zor bir işi başarıyla sonuçlandırmak.
Altını üstüne getirmek — Bir yeri altüst etmek, her tarafı karıştırmak.
Ateş püskürmek — Çok öfkelenmek.
Ateş almak — Yanmak, tutuşmak; mecazen bir işin hızla başlaması.
Ateş bacayı sarmak — Bir durumun çok ciddi ve tehlikeli bir hâl alması.
Ateşe atılmak — Tehlikeli bir işe kendi isteğiyle girmek.
Ateşle oynamak — Tehlikeli bir işle uğraşmak.
Ateş kesilmek — Savaş veya çatışmayı durdurmak.
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz — Belirti varsa olayın gerçek olabileceğini anlatan söz.
Avucunun içine almak — Birini tamamen etkisi altına almak.
Ayak diremek — Bir düşünce veya davranışta direnmek.
Ayak uydurmak — Bir duruma veya ortama uyum sağlamak.
Ayağa düşmek — Değerini, saygınlığını yitirmek.
Ayağa kalkmak — Oturur durumdan ayakta durur duruma gelmek; mecazen direnmek, karşı koymak.
Ayağa kaldırmak — Birini oturduğu veya yattığı yerden kaldırmak; mecazen bir topluluğu harekete geçirmek.
Ayağına bağ olmak — Birinin işini yapmasını, ilerlemesini engellemek.
Ayağına gitmek — Birinin yanına, bulunduğu yere gitmek.
Ayağına kapanmak — Birinden çok yalvararak bir şey istemek.
Ayağına kadar gitmek — Birinin bulunduğu yere kadar gitmek.
Ayağına taş değmemek — Hiçbir sıkıntı veya engelle karşılaşmamak.
Ayağına üşüşmek — Bir kimsenin yanına çok sayıda kişi birden gelmek.
Ayağını denk almak — Davranışlarına dikkat etmek, ölçülü davranmak.
Ayağını kesmek — Bir yere gitmeyi bırakmak; bir kimseyle ilişkisini kesmek.
Ayağını kaydırmak — Birini bulunduğu makamdan veya işten uzaklaştırmak.
Ayağını sürümek — Bir işi isteksiz yapmak veya geciktirmek.
Ayağını yorganına göre uzatmak — Gelirine göre harcama yapmak.
Ayağına dolanmak — Bir işin veya kişinin başka bir işe engel olması.
Ayağına kara su inmek — Çok yürümekten veya ayakta durmaktan yorulmak.
Ayağına sağlık — Yapılan bir iş için teşekkür ve takdir bildiren söz.
Ayağına su dökmek — Birinin değerinde veya seviyesinde olmamak.
Ayak basmak — Bir yere girmek, ulaşmak.
Ayak çekmek — Bir yerden uzaklaşmak veya gitmeyi bırakmak.
Ayak diremek — Bir düşünce veya davranışta direnmek.
Ayak etmek — Gizli bir iş çevirmek, düzen kurmak.
Ayak bağı olmak — Birinin işini yapmasına veya ilerlemesine engel olmak.
Ayak oyununa gelmek — Birinin hilesine veya düzenine düşmek. TDK sözlüğünde “ayak oyunu” için mecaz anlam olarak “hile” gösterilir. �
TDK Sözlük
Ayak sürümek — İsteksiz davranmak, bir işi ağırdan almak.
Ayak uydurmak — Bir duruma veya ortama uyum sağlamak.
Ayak üstü — Ayakta, kısa süre içinde veya fazla ayrıntıya girmeden.
Ayakta kalmak — Yıkılmamak, varlığını sürdürmek; mecazen güçlükler karşısında dayanmak.
Ayakta uyumak — Çevresinde olup bitenlerin farkında olmamak.
Ayakta tutmak — Bir şeyin varlığını veya devamlılığını sağlamak.
Ayvayı yemek — Kötü veya zor bir duruma düşmek.
Az buz olmamak — Önemli, küçümsenmeyecek ölçüde olmak.
Az çok — Aşağı yukarı, biraz.
Az daha — Neredeyse, hemen hemen.
Az kalsın — Neredeyse, ramak kalmak.
Azımsamak — Bir şeyi gereğinden az görmek, küçümsemek.
Ah çekmek — Üzüntü, özlem veya pişmanlıkla içini çekmek.
Ah etmek — Birinin yaptığı kötülük nedeniyle beddua etmek.
Ahı tutmak — Yapılan haksızlığın karşılığını görmek.
Ah vah etmek — Üzüntü veya yakınma bildiren sözler söylemek.
Ağır gelmek — Bir şeyi yapmakta zorlanmak veya bir durumu kabullenememek.
Ağır konuşmak — Kırıcı, incitici sözler söylemek.
Ağır olmak — Ciddi, ölçülü ve vakur davranmak.
Ağırdan satmak — Kendini olduğundan daha önemli göstermek.
Ağzı açık ayran delisi — Şaşkın, saf veya düşüncesiz kimse için kullanılan bir söz.
Ağzı kulaklarına varmak — Çok sevinmek.
Ağzı laf yapmak — Güzel ve etkili konuşabilmek.
Ağzı süt kokmak — Çok genç ve deneyimsiz olmak.
Ağzına geleni söylemek — Düşünmeden, aklına gelen her şeyi söylemek.
Ağzına layık — Tadı çok beğenilen yiyecek veya içecek için söylenen söz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Ji kerema xwe şirove bikin!
Yorumlarınızı bekliyorum.